1 Öyleyse dikkat edelim. Allah, halkını huzura kavuşturacağını vaat etmişti. Hâlâ geçerli olan bu vaatten hiç biriniz yoksun kalmış gibi olmasın. 2 Çünkü atalarımıza bildirildiği gibi bize de müjde bildirildi. Fakat işittikleri haberin onlara hiçbir faydası olmadı. Çünkü Allahʼa itaat edenlerin imanını paylaşmadılar. 3 Ama biz iman edenler Allahʼın vereceği huzura kavuşuyoruz. Allahʼın söylediği gibi:
"Öfkelendim ve şöyle yemin ettim:
‘Huzur vereceğim ülkeye asla girmeyecekler’ "4:3 Mezmur 95:11
Oysa Allah yaptıklarını dünyanın ta başlangıcında bitirmişti. 4 Tevratʼın bir yerinde haftanın yedinci günü hakkında şöyle yazılıdır: "Allah yedinci gün bütün yaptıklarından dinlendi."4:4 Yaratılış 2:2 5 Allah bu konuda şunu da söylüyor: "Huzur vereceğim ülkeye asla girmeyecekler."4:5 Mezmur 95:11
6 Demek ki bazıları hâlâ huzura kavuşabilir. Ama bu müjdeyi önceden duyanlar itaat etmedikleri için huzura kavuşamadılar. 7 Bu sebeple Allah uzun zaman sonra Davudʼun aracılığıyla bir gün kararlaştırır. Ona "bugün" denir. Daha önce anlattığımız gibi Davud şöyle dedi:
"Bugün Allahʼın sesini işitirseniz,
inatçılık etmeyin."4:7 Mezmur 95:7,8
8 Yeşu4:8 Yeşu Musa Peygamber öldüğünde İsrailoğullarının lideri. onları huzura kavuşturmuş olsaydı, Allah daha sonra başka bir gün hakkında konuşmazdı. 9 Demek ki, Allahʼın halkını Allahʼın dinlendiği yedinci gündeki gibi sonsuz bir huzur bekliyor. 10 Çünkü aynen Allahʼın dinlendiği gibi, huzura erişen kişi de kendi uğraşlarından dinlenir. 11 O zaman bu huzura kavuşmak için elimizden geleni yapalım. Öyle ki, hiçbirimiz atalarımız gibi itaatsizlik ederek yok olmasın.
12 Allahʼın sözü canlı ve güçlüdür, iki ağızlı kılıçtan daha keskindir. O kadar derine iner ki, can ve ruhun, oynak yerleri ve iliğin ayrıldığı yere kadar işler. Yüreğin düşüncelerini ve niyetlerini açığa çıkarır. 13 Allahʼın göremediği hiçbir varlık yoktur. Her şey Oʼnun gözlerine çıplak ve açıktır. Bir gün hepimiz Oʼna hesap vereceğiz.
14 Göklerden öteye geçen yüce bir başrahibimiz var. O da Allahʼın Oğlu İsaʼdır. Bu sebeple açıkça kabul ettiğimiz inanca sımsıkı sarılalım. 15 Başrahibimiz İsa halimizden anlar, zayıflıklarımızı bilir. İsa bizim gibi her türlü günahla denendi. Ancak O hiç günah işlemedi. 16 Bunun için lütufkâr Allahʼın tahtına cesaretle yaklaşalım. Böylece yardıma muhtaç olduğumuz zaman merhamet buluruz ve Oʼnun lütfuna kavuşuruz.
1 Ni do timu, ke, kiam al ni restas promeso veni en Lian ripozejon, iu el vi eble ŝajne malatingos ĝin. 2 Ĉar al ni ankaŭ estas evangelio anoncita tiel same, kiel al ili; sed al ili la aŭdita parolo ne utilis, ne miksite kun fido ĉe la aŭdantoj. 3 Ĉar ni ekkredintoj venas en la ripozejon, kiel Li diris:
Tial Mi ĵuris en Mia kolero,
Ke ili ne venos en Mian ripozejon; kvankam la faritaĵoj estis finitaj jam de post la fondo de la mondo.
4 Ĉar Li diris ie pri la sepa tago jene: Kaj Dio ripozis en la sepa tago de Sia tuta laboro; 5 kaj ankaŭ jene:
Ili ne venos en Mian ripozejon.
6 Ĉar restas do por iuj veni en ĝin, kaj tiuj, al kiuj la evangelio unue estis predikita, ne envenis pro malobeo, 7 denove Li difinis iun tagon, dirante en David: Hodiaŭ, post tiom da tempo; kiel estas dirite:
Hodiaŭ, se vi aŭskultas Lian voĉon,
Ne obstinigu vian koron.
8 Ĉar se Josuo al ili estus doninta ripozon, Li ne parolus poste pri alia tago. 9 Tial restas sabata ripozo por la popolo de Dio. 10 Ĉar tiu, kiu venis en sian ripozejon, ankaŭ mem ripozas de siaj faroj, kiel Dio de Siaj. 11 Ni klopodu do veni en tiun ripozejon, por ke neniu falu laŭ la sama ekzemplo de malobeo. 12 Ĉar la vorto de Dio estas viva kaj energia, kaj pli akra ol ĉia glavo dutranĉa, kaj penetranta ĝis divido de la animo kaj spirito, kaj de artikoj kaj medolo, kaj kritikanta la pensojn kaj celojn de la koro. 13 Kaj ne ekzistas kreitaĵo kaŝita antaŭ Lia vidado; sed ĉio estas nuda kaj evidenta al la okuloj de Tiu, al kiu nia afero rilatas.
14 Havante do ĉefpastron grandan, trapasintan la ĉielon, Jesuon, la Filon de Dio, ni tenu firme nian konfeson. 15 Ĉar ni havas ĉefpastron ne tian, kiu ne povus simpatii kun niaj malfortaĵoj, sed tentitan en ĉio tiel same, tamen sen peko. 16 Ni do alvenu kun kuraĝo al la trono de graco, por ke ni ricevu kompaton kaj trovu gracon por ĝustatempa helpo.